dikkati çekiyor. Eleştiri alıyor musun bu konuda?
Çünkü genel izleyici ve takipçi kitlende böyle bir
sıkıntı söz konusu ?
Fotoğraf şu anda çağımızın en popüler sanat akımı; resmin,
heykelin, müziğin bir kalemi şu anda üzerinde… Fotoğrafın
da içinde en popüler olanı; zihinden, beyinden
çıkan fotoğraflar. Evet, belki dijital ve teknik araçlardan
dolayı fotoğraf makinesinden çıkan işler minimuma indi
ancak bu zamanda artık beyniyle fotoğraf çeken yani hissederek
kurguyla yaptığı kompozisyonla işler çıkaran fotoğrafçılar
bu anlamda diğerlerinden sıyrılıyor. Zaten benim
de Mehmet Turgut olmamı sağlayan bu. Bundan rahatsızlık
duyanların yanı sıra bundan hoşnut olanlar da
var. Ben yaşadıklarımı, gördüklerimi, hissettiklerimi fotoğraf
yoluyla fotoğrafa döken bir sanatçıyım. Ne yaşarsam onu çekeceğim. Yaşamadığım bir şeyin fotoğrafını da
çekmek istemiyorum açıkçası. Yaşam biçimim bu. Yaşamım
devam ettiği sürece fotoğraflarım da bu doğrultu da
devam edecek.
Çalışmalarında genele bakıldığında bir karamsar ve
kasvetli bir hava var. Bu tarzının kaynağı da mı yaşadıkların
ve deneyimlerin?
Karamsar yönümün ağır bastığı dönemlerde yaptığım işlerde
depresiflik hâkim olabiliyor. Aynı zamanda renkli
hatta trajikomik işlerim de var. Neyi hissediyorsam onu
çekiyorum.
Fotoğraf sana neyi ifade ediyor? Gelir kaynağı olarak mı
görüyorsun? Sanat için mi yapıyorsun? Sana göre
tarifi nedir fotoğrafın?
Sanırım fotoğraf, gün içinde en çok kullandığım kelime.
Neredeyse nefes sayısının yarısı kadar fotoğraf diyorum.
Kendimi bildim bileli fotoğrafçılık yapıyorum ve onu bir
araç olarak kullanıyorum, yani iki yönlü bir araç. Birincisi
gelir kaynağı olarak, kiramı ödeyebilmek için. İkincisi
kendimi ifade edebilmek için. “Bileğimi kesip pis kanı
akıtmak” sanatçıların klasik cümlesidir. Fotoğrafı aynı
zamanda bir tedavi aracı olarak kullanıyorum. Bu yüzden
çektiğim fotoğraflar ruh halimi yansıttığından kurgu
bile olsa gerçeğe yakın işler oluyor. Fotoğrafta olan karşıdaki
insana da yansıyor ve bu doğrultuda aldığım mimikler,
ifadeler ve eleştiriler daha gerçekçi oluyor.
Adını taşıdığın dedenin de bir fotoğrafçı olduğunu
biliyoruz. Tabi ki bunun aileden gelen bir gelenek olması
çok hoş. Bugünkü yeteneklerin, tecrübelerin,
işlerin ve tarzın dedenden kalan genetik bir bağ
olduğuna inanıyor musun? Yoksa bu sadece bir tevafuk
mu?
Yavuzcum,sadece dedem değil, babam ve amcalarımda fotoğrafçıydı.
Ancak şöyle bir şey var; sanatın genetik olarak geçtiğine
inanmıyorum. Bir insanın sanatla uğraşması, bir sanat
icra etmesi ve bir eser ortaya koyabilmesi için hissetme
yetisinin, algılarının, günlük olaylara bakış açısının diğer
insanlardan daha gelişmiş olması gerekir. Bu algı açıklığı
da fizikselden çok ruhsal bir durum... Ruh biçimi de genetik
olarak nesilden nesile geçmez. Sonuç olarak benim
ailemden aldığım şeyler; negatifler, film banyoları, baskı
teknikleri, fotoğraf makineleri. Bunların içinde büyümemin
artısı, fotoğrafla uğraşan birçok insanın korktuğu
şeylerin beni tedirgin etmemesidir.
Peki, fotoğraflarında insanlara anlatmak istediğin
bir şeyler var mı? Sosyolojik, psikolojik veya felsefi bir
anlatım kaygın var mı?
Şimdiye kadar fotoğraflarımda hiç toplumsal mesaj vermedim.
Bunun için henüz erken olduğunu düşünüyorum
kendi adıma. İlerleyen dönemlerde birçok konuda etkinleşip,
sonrasında toplumsal işler yapacağım. Ticari işler
ve reklam fotoğrafları dışında kendim için çektiğim fotoğraflar
benim tatminim oluyor; kişisel egomu bir şekilde
fotoğrafla sürdürmem, onu doyurabilmem ve dediğim
gibi o pis kanı akıtmam için.
Çıktığınız fotoğraf yolculuğunda size kimler destek oldu?
Kimseden aşırı bir destek almadım. Geçenlerde İstanbul
Ticaret Üniversitesi’nde bir seminer esnasında bir öğrenci
yine buna benzer bir soru sordu. Gençler, Mehmet
Turgut’un odasında bir sürü bilgisayarı, bilgisayar başında
oturan çalışanları, ekibi, çok büyük fotoğraf stüdyoları
ve arkasında çok büyük bir güç var zannediyorlarmış.
İnanılmaz iş temposu içinde her yere koşuşturan asistanlarım
olduğu zannediliyor, yanılıyorlar.
Aksine çok mütevazısın
Mütevazı olmak zaten benim sanatımı her daim geliştirecek
bir şey olacak. Sadece yaptığı işlerle yaşamak, onların
arkasında sığınmak her şeyden önce çok büyük bir korkaklık
gibi gelir bana. Ben her zaman mütevazı bir insan
olarak, sakin fotoğraf stüdyom ile minimal, doğal ve samimi
bir çizgide ilerleyeceğim.
demişsin. Bu bir çelişki mi yoksa bir itiraf
mı? Bu zamana kadar yaptığın işleri hiçe saymak mı
bundan sonrası için?
Ortada yapılan çalışmalar, çekilen fotoğraflar ve uluslar
arası ödüller var. Dışarıdan ilk bakıldığında göze inanılmaz
büyük kocaman bir gezegen, bir galaksi gibi görünebilir
ancak ben bunları sadece ufak toz taneleri gibi görüyorum.
Çünkü ben, beni izleyen, takip eden bir nesli yavaş
yavaş açtığımı düşünüyorum. Yaptığım işlerin arkasındaki
tipleri, içinde farklı cinsellik, tutsaklık ve bunun
gibi birçok şeyi yavaş yavaş, alıştıra alıştıra sunmak istiyorum.
Şu anda çektiğim fotoğrafları bir sene önce çekip
sunsaydım, aynı anlama gelmeyeceklerdi. Bir sene sonra
çekeceğim fotoğrafı şimdi insanlara sunarsam yine yerinde
olmayacaktır. Sadece yurt dışında bu işi yapmak
ve yurt dışındaki insanlara hitap etmek istemiyorum, bu
yüzden de yerine ve zamanına göre hareket etmeyi düşünüyorum.
Üniversite okumaman senin için dezavantaj oluyor
mu? Yoksa fotoğrafçılıkta her şey okumak değil mi?
Fotoğrafçılık okumayı pek yerinde bulmuyorum. Ara Güler
“Fotoğrafçılık okulu olmaz” der. Sanatçıyı, sanat tarihini
bilmek, sanat akımlarına hâkim olmak, konular hakkında
fikir sahibi olmak besler. Zaten liseyi bile zor bitirmiş
haylaz bir adamdım ben, ondan sonra da baskıya gittim
geldim ve fotoğrafçılığa devam ettim.
En çok kimin veya neyin fotoğrafını çekmek istersin
ya da isterdin?
Öyle bir takıntım yok, şunun fotoğrafını çeksem dediğim
bir şey için düşüncem olmadı.
Kendini dönem olarak nerede görüyorsun? Üretken
bir dönemde misin, durgun bir dönemde mi?
iken sanatsal anlamda daha üretkendim, ancak burada
beni rahat bırakmıyorlar. Birçok proje var. Albüm fotoğrafları,
konser fotoğrafları derken zaman yorucu ve süratli
geçiyor. Ama yine de aralarda duramıyorum, gecenin
bir yarısı bir şeyler çekiyorum. Ancak dediğim gibi
Ankara’da sanatıma daha çok zaman ayırabiliyordum.
Sence Türkiye sanatın neresinde? İnsanlar fotoğraflarınızı
nasıl buluyor? Nü çalışmalarınızdan hiç tepki aldın mı ?
Hayır. Çok fazla tepki alan fotoğraflarım olmadı, geçen
yıl Viyana’da bile daha ters tepki alan fotoğraflarım oldu.
Nü çalışmalarım var ancak içinde hiçbir zaman erotizm,
cinsellik durumu yok. Cinsellik olsa bile, mutlaka bir hikaye
anlatımı var. Bu yüzden çırılçıplak bir fotoğraf ortada
durduğu zaman bile herhangi bir yaş grubundan herhangi
bir tarz insandan tepki almıyorum.
Bu demek oluyor ki çektiğiniz her fotoğrafa bir anlam
yüklüyorsunuz. Bu güzel röportaj için çok teşekkür
ederim Mehmet, keyifliydi.
Ben teşekkür ederim Yavuzcum bu keyif için.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder